Binlerce kilometre uzaktan, bambaşka bir alfabeden gelen bir öğrenci için Türkiye’ye adım atmak ne demek? Kazakistan’dan Türkiye’ye uzanan bu yolculuğun ilk adımlarını anlatıyorum.
Kazakistan’ın bozkırlarından Türkiye’nin Karadeniz kıyısına uzanan yolculuğum, aslında yıllar önce başladı. Türkiye’ye gelme kararı bir günde olmadı; uzun süre düşündüğüm, hayal ettiğim ve sonunda gerçekleştirdiğim bir hedefti.
Hazırlık Süreci: Kazakistan’da Türkçe Öğrenmek
Türkiye’ye gelmeye karar verdiğim andan itibaren Türkçe öğrenmeye başladım. Kazakça ve Türkçe akraba diller olduğu için bu süreç düşündüğüm kadar zor olmadı. İki dil arasındaki benzerlikler, öğrenme sürecimi hızlandırdı. “Su” her iki dilde de su, “göz” her iki dilde de göz. Bu tür kelimeler bana güven verdi.
Kazakistan’dayken Türkçe öğretim kitapları aldım ve kendi kendime çalışmaya başladım. YouTube videoları, Türk dizileri ve müzikler de bu süreçte en büyük yardımcılarım oldu. Ancak kitaptan öğrenmekle gerçek hayatta konuşmak arasında büyük bir fark olduğunu Türkiye’ye geldiğimde anladım.
Sivas: İlk Durak
Türkiye’deki ilk durağım Sakarya değil, Sivas oldu. TÖMER’de bir yıl Türkçe hazırlık eğitimi aldım. Bu bir yıl, benim için sadece dil öğrenme süreci değil, aynı zamanda Türk kültürüne adaptasyon dönemiydi.
Sivas soğuk bir şehir – bu açıdan Kazakistan’ı andırıyordu. Ama insanları sıcaktı. İlk günlerde markete gitmek bile bir macera gibiydi. Kasiyere ne diyeceğimi, nasıl sorular soracağımı düşünerek girerdim dükkâna. “Poşet var mı?” cümlesini ilk kurduğumda ne kadar gururlanmıştım hatırlıyorum.
TÖMER’de okurken Türk arkadaşlar edindim. Onlarla vakit geçirmek, dil becerilerimin gelişmesine çok büyük katkı sağladı. Sınıfta öğrendiğim Türkçe ile sokakta konuşulan Türkçe arasındaki farkı ancak onlarla vakit geçirerek anladım.
Dil Engeli mi, Dil Köprüsü mü?
Türkçe ve Kazakça’nın yakınlığı bazen komik durumlara da yol açıyor. Örneğin, Türkçede “zor” kelimesi “güç, çetin” anlamına geliyor. Ama Kazakça’da aynı kelime “güzel” demek. İlk zamanlar bir Türk arkadaşım “Bu sınav çok zor” dediğinde, “evet, çok güzel bir sınav” diye düşünmüştüm. Sonra notları görünce anladım ki hiç de güzel değilmiş!
Telaffuz da ayrı bir mücadele alanı. Bazı sesler Kazakça’da yok veya farklı çıkıyor. Ağzımı farklı şekillerde bükmem gereken harfler var. Ama her gün biraz daha iyiye gidiyorum.
Türklerin Kazakça’ya Tepkisi
En güzel anlardan biri, Türk arkadaşlarıma Kazakça birkaç kelime söylediğimde yaşanıyor. Önce tam anlamıyorlar, kaşlarını çatıyorlar. Ama yavaş konuştuğumda, kelimeleri ayırt etmeye başlıyorlar. “Aa, bu bizim ‘şu’ gibi!” diyorlar. Bazıları duygulanıyor bile. “Biz gerçekten kardeş milletmişiz” diyenler oluyor.
Bu anlar, binlerce kilometre uzaktan gelmiş olmanın yorgunluğunu unutturuyor. İki millet arasındaki bu dil bağı, tarih kitaplarında okuduğumuz “Türk dünyası” kavramını somutlaştırıyor.
Sakarya’ya Geçiş
Bir yıllık TÖMER eğitiminin ardından Sakarya Üniversitesi’ne geçtim. Sivas’tan farklı bir şehir – daha büyük, daha kalabalık, daha hareketli. Ama artık Türkçem daha iyiydi, kendime güvenim artmıştı.
Sakarya’da yeni bir sayfa açtım. Yeni arkadaşlar, yeni hocalar, yeni bir kampüs. Bu sefer her şey daha kolaydı çünkü artık sadece “yabancı bir öğrenci” değildim. Türkçe düşünebilen, Türkçe şaka yapabilen, Türkçe tartışabilen biri olmuştum.
Sonuç: Yolculuk Devam Ediyor
Türkiye’ye ilk adımı attığım günden bu yana çok şey değişti. Ama değişmeyen bir şey var: Bu ülkede kendimi evimde hissediyorum. Belki dil farklı, belki yemekler farklı, belki hava farklı. Ama insanların sıcaklığı, misafirperverliği – bunlar Kazakistan’dakiyle aynı.
Bu yazı dizisinde sizlerle Türkiye-Kazakistan arasındaki kültürel köprüleri paylaşacağım. Dil, yemek, eğitim, medya – her konuda iki kültürün nasıl birbirine baktığını anlatacağım. Çünkü birbirimizi tanımak, birbirimizi anlamanın ilk adımı.
Kaynaklar
Kişisel deneyimler (2020-2025)
Görsel: Yazar arşivi
