Kazakistan denince akla ilk ne geliyor? At eti mi? Bozkırlar mı? Türk gençlerin Kazakistan algısını ve klişeleri inceliyoruz.
“Nereden geliyorsun?”
“Kazakistan.”
“Aaa, at eti yiyor musunuz?”
Bu diyaloğu Türkiye’de kaç kez yaşadım sayamam. Neredeyse otomatik bir refleks gibi. Kazakistan deyince insanların aklına gelen ilk şey at eti. Peki bu bir klişe mi yoksa gerçek mi? Ve başka neler var?
Klişe #1: “At Eti Yiyorsunuz, Değil mi?”
Evet, yiyoruz. Bu bir klişe ama aynı zamanda doğru. Kazakistan’da at eti geleneksel mutfağın önemli bir parçası. Özellikle beshbarmak (beş parmak) adlı ulusal yemeğimizde at eti kullanılıyor.
Ama bu, her gün at eti yediğimiz anlamına gelmiyor. Türkler de her gün kebap yemiyor, değil mi? At eti bizde özel günlerde, bayramlarda, misafir ağırlamalarında sofraya çıkıyor. Günlük hayatta sığır, koyun, tavuk da yiyoruz – tıpkı Türkiye’deki gibi.
İlginç olan şu: Türkler at eti konusunda çok şaşırıyor ama aslında tarihte Türkler de at eti yemiş. Orta Asya’dan Anadolu’ya göç sürecinde at hem binek hem de besin kaynağıydı. Yani bu “tuhaf” bulduğunuz gelenek aslında ortak geçmişimizin bir parçası.
Klişe #2: “Kazakistan Çok Soğuk”
Bu da doğru – ama yarısı. Kazakistan’ın kuzeyi gerçekten çok soğuk, kışın -40 dereceyi bile görebiliyor. Ama güneyi daha ılıman. Almaty çevresi mesela Türkiye’nin iç kesimlerine benzer bir iklime sahip.
Türkler “soğuk” deyince sanki yıl boyunca kar altındaymışız gibi düşünüyor. Oysa bizde de bahar var, yaz var, hatta sıcak günler de var. Ülke o kadar büyük ki (Türkiye’den 3.5 kat daha geniş) her bölgenin iklimi farklı.
Klişe #3: “Hâlâ Göçebe misiniz?”
Hayır, artık şehirlerde yaşıyoruz. Nüfusumuzun %60’ından fazlası kentsel alanlarda yaşıyor. Almaty, Astana (başkent) gibi modern metropollerimiz var. Gökdelenler, metrolar, alışveriş merkezleri – hepsi mevcut.
Göçebe kültürü tarihimizin önemli bir parçası ve bununla gurur duyuyoruz. Yurt (çadır) kültürü hâlâ yaşıyor, özellikle kırsal kesimlerde. Ama bu, 21. yüzyılda hâlâ at sırtında göç ettiğimiz anlamına gelmiyor.
Klişe #4: “Rusça mı Konuşuyorsunuz?”
Evet, çoğumuz Rusça biliyor. Sovyetler Birliği döneminin mirası. Ama resmi dilimiz Kazakça. Son yıllarda Kazakça kullanımı hızla artıyor, devlet politikası olarak Kazakça teşvik ediliyor.
İlginç olan, Türkiye’de benden Rusça konuşmamı bekleyenler oluyor. “Bir şey söyle Rusça!” diyorlar. Ben de “Kazakça söyleyeyim, daha ilginç olur” diyorum. Sonuçta Kazakça sizin dilinize daha yakın.
Türklerin Bilmediği Şeyler
Klişelerin ötesinde, Türklerin Kazakistan hakkında bilmediği çok şey var:
1. Uzay Üssü: Baykonur Uzay Üssü Kazakistan’da. Yuri Gagarin uzaya buradan fırlatıldı. Bugün hâlâ aktif olarak kullanılıyor.
2. Büyüklük: Kazakistan dünyanın en büyük 9. ülkesi. Batı Avrupa’nın tamamından daha geniş bir alana sahibiz.
3. Petrol ve Doğalgaz: Enerji kaynakları açısından dünyanın en zengin ülkelerinden biriyiz. Ekonomimiz büyük ölçüde bu kaynaklara dayanıyor.
4. Çok Kültürlülük: 130’dan fazla etnik grup bir arada yaşıyor. Kazaklar, Ruslar, Özbekler, Ukraynalılar, Almanlar, Koreliler… Herkes barış içinde.
5. Elma’nın Anavatanı: Evet, elma Kazakistan’dan dünyaya yayıldı. Almaty şehrinin adı bile “elmalı yer” anlamına geliyor.
Klişeleri Kırmak
Klişeler tamamen kötü değil. En azından insanların Kazakistan’ı duymuş olması bir başlangıç. Ama klişelerin ötesine geçmek gerek.
Ben Türkiye’deyken elimden geldiğince ülkemi anlatmaya çalışıyorum. Sorulara sabırla cevap veriyorum. At eti sorsalar anlatıyorum, Borat sorsalar açıklıyorum. Her seferinde biraz daha doğru bilgi yayılıyor.
Sosyal medya bu konuda çok faydalı. Instagram ve TikTok’ta Kazakistan hakkında içerik üreten gençler var. Gerçek hayatımızı, şehirlerimizi, yemeklerimizi, müziğimizi paylaşıyorlar. Bu içerikler klişeleri kırmaya yardımcı oluyor.
Sonuç
Klişeler bazen eğlenceli, bazen yorucu. Ama her klişe bir sohbetin başlangıcı olabilir. “At eti yiyor musunuz?” sorusuna verilecek detaylı bir cevap, insanların Kazakistan hakkında bildiklerini tamamen değiştirebilir.
Türk gençlere önerim: Klişelerin ötesine geçin. Kazakistan sadece at eti ve bozkırlardan ibaret değil. Bizim de sizin gibi hayallerimiz, kaygılarımız, sevinçlerimiz var. Sonuçta hepimiz aynı dil ailesinin çocuklarıyız.
Kaynaklar
Kişisel deneyimler (2020-2025)
Sakarya Üniversitesi resmi web sitesi (sakarya.edu.tr)
